Çarşamba, Ekim 21

twitterımsı

- Sabah erken kalkmaktan nefret ediyorum!! sabah erken kalkınca ilk düşündüğüm şey, o gün her ne iş yapacaksam ondan vazgeçmek oluyor. ardından nasıl bir yalan atıp da vazgeçeceğimi, vazgeçtikten sonra da bunu ne zaman ve nasıl telafi edeceğimi düşünüyorum. 3. aşama olan, "nasıl telafi ederim" aşamasını düşününce "amaaan şimdi kim uuraşacak, hazır kalkmışken gidiim bari" diyor ve vazgeçmekten de vazgeçiyorum, nasıl bir tembellikse benmki anlamadım... hayır o diil, çok uyumayı da sevmiyorum, yoksa tüm gün uykulu oluorum. napceeem ben allaam?!

- Makyajla uyumak ne sinir edici bişiimiş arkadaş... dönsen dönemiosun, uykuya da dalamıosn aman makyajım bozulacak die.. ööle mumya gibi sırtının üzerinde kalakalıosun. sildim makyajımı, yıkadım yüzümü de kendime geldim. oh be!

- Delicesine nefret ettiğin, adını duyunca tiksindiğin birile artık bırak aynı şehri, aynı ülke sınırları dahilinde bile olmadığınızı öörenince duyulan o rahatlama hissi.... ve ama bikaç ay sonra o kişinin, "home sweet home" nidaları ile senin yaşadıın şehre tekrar geldiini öörenmen ve ardından duyduun o rahatsızlık hisii... gerçekten berbat!

- Kaşıktan nefret ediorum. evet bildiin kaşık. ne o ööle kocaman! iki damla yemek yemek için aazını kocaman açman lazım ki, kaşık aazına sıısın... ohooo yani! elimden gelse çorbayı çatalla içerim. halbuki çatal ööle mi bak, ne güzel zarifce, her işe de yarıo.

Perşembe, Ekim 15

bir erkekten anlık soğuma durumları

bu seriyi devam ettirmek arzusundayım. ama şimdlik iki tane yazıyorum:

1. karşınızdaki erkeğin, ki buradaki erkek genelde sevgilidir, yalan söylemeyi beceremediği halde yalan atması ve buna raamen rol yapamaması, yalanı devam ettiremeyip çaktırdığı halde, hala söledii şey dooruymuş gibi hareket etmesi.

2. sevgili veya sevgili adayı ya da sizinle sevgili olmak isteyen potansiyel sevgili adayının, sevgisini göstermek için eski pek bilinmedik bir şarkının sözlerini bir şiir gibi size söylemesi/yazması. romantizmde overdose!

sinir oluyorum!

yakın bir kız arkadaşınıza, o sırada canınızı sıkan bir durumu anlatıp ondan öğüt, teselli, akıl vs artık her ne ise almak istemeniz ve hatun kişinin bunun karşısında cevap olarak kendi sorununu anlatması ve sanki onun üzerinden "bak benim de böyle bir derdim vardı, ben böyle yaptım" demeye çalışması, ancak bunun tarafınızca yenmemesi hali.
bildiin bencillik yahu...

var bir enerji, evet.

inanmıyordum ama artık inanmaya başladım.
ikili ilişkilerde ortada tarif edilemeyen bir etkileşim var. yani sadece karşınızdaki insanı düşünerek, ona bir etkide bulunabliyorsunuz. siz o kişiye odaklandıınızda, o da bunu garip bir şekilde hissediyor ve farknda olmadan o da szi düşünmeye başlıyor.
bunun bir yan versiyonu da, telefonunuz çaldıında sizi kimin aradıını tahmin edebilmeniz. ya da telefonu elinize alıp tam o kişiyi arayacakken, onun sizi araması durumu...
garip ve güzel bir his bu. insana anlamsız bir güven duygusu aşılıyor.

Cumartesi, Eylül 19

mesafe



yapmam gereken sadece ve sadece:
1. telefonun kapağını kaldırmak,
2. son arama tuşuna basmak,
3. arama tuşuna basmak.
ve birkaç sinyal sesinden sonra, aradığım kişiye ulaşmak!

biliyorum, sadece "bir telefon tuşuna basma" uzaklıında onun sesini duyabilmek, ii olduğunu öğrenmek, konuşabilmek. ama yetmiyor işte bu sefer!
aynı şehirde olduğunuzu bilip telefonda konuşmak ile, farklı şehirlerde olduğunuzu bilip de telefonda konuşmak arasında bu kadar büyük bir fark olacağını pek tahmin etmiyordum...
meğer yaşanılan şehri güvenli ve çekilir kılan, o şehirde mutlu ve huzurlu olmanı sağlayan şey, o şehirde birlikte olduğun kimse/kimselermiş.

şimdi o başka bir şehirde olunca, ne yapılan telefon görüşmeleri ne de sorulan sorulara alınan cevaplar aynı tadı veriyor. insan farkına varmıyor ama, bünye sanırım hissediyor aradaki mesafeyi...

çok diil bikaç gün sonra döneceğini, yine aynı şehrde birlikte olup yine aynı yaşantımıza devam edeceğimizi bilsem de, " iyi ki doğdun!!" cümlesini, arada yüzlerce km mesafe ve telefonla söylemek yerine, yanyana ve yüzüne baka baka söylemek isterdim...

neyse, bu sene de böyle...
hepberaber nice senelere =)

Pazartesi, Eylül 7

bir teori...

bence çizim yetenei olan bir erkek, sevdiği-beğendiği kız için oturup onun resmini çiziosa, bence bildiin o oğlan o kızı seviodur!!
yani dşünüorum da, çizim yeteneim olsa ble, ben sevmediim biri için otrp da onun portresini çizmeye uuraşmam... çizim yetenei olmadan buna kalkışanları anlatmıorm bile, onlar benm teorime göre, portesini çizdkleri kıza tapıo fln olmalılar...
demem o ki, el emei göz nuru, sırf hediye amaçlı, sırf karşısndakini sevndrme amaçlı portre çiziosa bir erkek, hakkaten seviodur yaa.... yani aksi takdrde kim uuraşır ki di mi??
hem ne de güzel hediye olur di mi? gerçekten romantk!

Pazar, Eylül 6

Cuma, Eylül 4

!OMGWTF!

bi mülakat bu kadar mı rezil geçer ya!!! oturup kendime güldüm, mülakat yapan hocalarla, o denli yani...
ha ama hala bi ümit var lan kazanrm belki die.. neyime güveniorm onu da bilmiorm da, içime öööle douyo.
pop star alaturka( tam adı bu muydu ki?) seçmeleri gibiydi mübarek.. daracık oda, dar alanda kısa paslaşmalar misali... soru soruolar sen başlıosn kıvırmaya. kıvıramıosn, hmm diolar, ı-ıh diolar, başlarını sağa sola sallıolar, moral oluo sıfır! ecel terleri döktüm yeminle...
benden öncekiler de dökmüş olmalı ki, oturduumz masanın üstü el izleriile doludu, hala ıslak!
lan bi de mülakat 20dk sürer mi be, ahiret sorgusuna çekilmiş gibi...
benden hariç dier giren 15 kişi, size sesleniorum!!! 3ünz zaten baştan elendiniz, 3taneniz zaten ii arkadaşlarımsızın da geri kalan dier 8 kşi, umarım kötü geçmiştr lan! girmeyin tamam mı!! ya da dur, 10kişi alcaklardı, 4-5 taneniz girebilir, ama dierleriniz faak yuu tamam mı?? gidin...
kabul edilebilme umudum, kötünün iyisi olmam sanrm, yeni farkettm.


evet.

Çarşamba, Eylül 2

empty!

geldi çattı bitim - başlangıç zamanı...
okul bittiğinde "eee şimdi ne yapacaksn?" sorusu, ne yapacağımı bildiim için sorun diildi de, şimdi staj da bitince "eee staj da bitti, ne yapacaksın??" sorusu, benim için korkutucu bir hal aldı. çünkü şu an ne yapmam gerektiini bilmiorum. bişi yapmam gerekio mu onu bile bilmiorum da, o probleme "evet bişiler yapmam lazım" dierek cevap verdim zaten kendimce. ama asıl problem olan, şu an ne yapacaım...
aslında ne yapacaım belli.. daha doorusu ben yaşlardaki gençler için belli bir kader çizelgesi var hali hazırda. nedir bu?
lise biter, hemen-acilen bi üniversiteye kaydolunur, kaydolduktan sonra en az bi 5sene rahatsın.. okul bitti mi? hah başladı artık korkular... ama o da belli bu çizelgede! erkek misin? git askere, gel askerden, iş bul kendine, o sırada bi de kız bul iyisinden tamam mı her şey? ozaman nişan takalım, kızın işi fln hazırsa bi düğün yapalım.. tamam düğün de oldu? e ozaman bi çocuk yapın, herkes gibi olun..
kız mısınız? üniversitenz de bitti.. ozaman hemen bi iş bulun. illa deli paralar kazanmanı gerekmio ama, zengin ve bekar erkekler ne güne duruo?? bulamazsanız ööle bi erkek, o sizin probleminiz! neyse iş bulundu mu, ozaman acilen o hanım kızımızı başgöz etmek gerek! kızımız ailesine yakışır bir genç bulamadıysa halen, anneler ve komuşular boş durmaz ztn, damat adayları boy gösterir... ha ama illa ki evlenceksiniz, yok öööleee... buldnz mu birini? tamam oaman hiç bekleme, kariyer senin neyine?? tak nişan, yap düğün, doğur çocuk, tamaaaaam sen de oldun artık!
işte gençler için halihazırdaki eylem planımız budur arkadaşlar... uyup uymamak elbet size kalmış ama, genel çizelge budur.
ben şimdi iş bulma aşamasındaım ya, ne iş yapmak lazm onu bilemiorum... avukatlk stajı yapmışsan ruhsat alır avukat olursun normalde ama alelade bi avukat olmak isteen kim?? bi de hakim-savcı olabilmek gibi bir şans daha var ki, o daha sancılı bi aşama...
neyse, bir yerden başlamak lazım ki gerisi gelsn di mi?? ama işte yine de gitmio o boşluk duygusu içimdeki...

Salı, Eylül 1

sonu olmayan öykü



mükemmel bir çift! oğlumuz yakışıklı, kızımız güzel... üniversite yıllarında tanışıyorlar ve ummadıkları bir güzellikte devam ediyor birliktelikleri. uzuun yıllar atlatıyorlar birlikte.

kız istanbullu, ailesi ile yaşıyor ve orada okuyor. oğlan ankaralı, ailesi ankara'da yaşıyor ama istanbul' da okuyor. kız güzel, olgun ve anlayışlı. oğlan romantik, sempatik ve uyumlu.

bir ev var, küçük ve sevimli. oğlan yaşıyor o evde ama bir eksiği var o evin, bir kadına ihtiyaç var. zamanla o eksiklik de gideriliyor, kız oğlanın evine yerleşiyor.

derken, okullar bitiyor. oğlan askerlik, kız iş bulma telaşına düşüyor. bu sırada aileler de boş durmuyor, askerlik öncesi bi nişan takalım diyorlar.

çiftimiz bunu büyük bi heyecanla karşılıyor. "hadi" diyorlar, "hemen takalım nişan yüzüklerini!"

nişan oluyor, oğlan askere gidiyor. araya hasret giriyor. kız büyük bir sabırla bekliyor askere giden sevgilisini ve o sırada da işe başlıyor. nasıl geçecek diye düşünülen zaman, göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor ve bitiyor. oğlumuz askerliğini bitirmiş, evine geliyor... ve ardından o da iş bulup çalışmaya başlıyor.

okullar bitmiş, askerlik tamam, işler de bulunmuş, nişan yapılmış, beraber yaşanıyor hayat istanbul' daki o küçük ve güzel evde.

ve bir yaz günü, gönül istiyor tatile gitmek, denize girmek... ama işler müsaade etmiyor beraber tatile gitmeye.. oğlan arkadaşlarıyla beraber çıkıyor tatiline, kız ise yine istanbul' da, koşuyor iş peşinde.

hava güzel, ortam canlı, kafalar iyi... oğlan tanışıyor genç ve güzel bir kızla. yüreği pırpır ediyor, hani taaa seneler önce nişanlısını gördüünde ettiği gibi... beraber vakit geçiriliyor, her gece mesajlaşılıyor, kurlaşan gönüller, kısa da olsa tatili beraber geçiriyorlar.

nişanlı kızımız olgun, sadık ve güvenli. başka kızlar onu niye korkutsun ki?
nişanlı oğlanımız saf, seviyor sevgilisini çocuk gibi.. başka kızlardan ona ne ki?

ama öyle olmuyor işte.. çeliyor gönlünü oğlanın, genç ve güzel kız. oğlan memnun aslında istanbul' daki hayatından. her şey planlandığı gibi, güzel bir birliktelik ve birbirini seven iki gönül,çarpıyor birbirleri için güzel evlerinde. ama... işte yok mu o "ama"... her şey iyi ama, ne monoton o yaşam!

sabah erken kalk, sevgiliyle beraber kahvaltı yap, işlere dağıl, kafa yor akşama kadar, akşam buluşacağın sevgiliyi düşün, akşam olsun özlem gider sevgiliyle, beraber akşam yemeği ye, tv izle, bilgisayarda oyun oyna, gelen uyku ile yat o sevgilinin kokusu sinmiş yatağa... ne güzel tablo! diilmiş ama.. her gün, günlerce, aylarca aynı şeyleri yapınca sıkılırmış bu gönül, kardeş olurmuş iki sevgili... gönül istermiş ki, heyecan olsun, aşk olsun, şehvet olsun.. ama kaçınılmazmış ki, seneler deviren ilişki monotonlaşmasın, sıradanlaşmasın!

her şeye alışan insan gönlü, buna da alışmış ya elbet, biri uyandırmış işte.. ah o yaz gecesi, ılık esen rüzgarı ve karşısına çıkan endamlı güzel! işte o genç ve endamlı güzel, kafasını karıştırmış oğlumuzun. her şey güzelmiş de istanbul' da, bir heyecan yokmuş, bir coşku.. burada ise gönül daha bir istekli atarmış, dha bir şehvetli!

kısa ve hızlı geçen tatil bitince, herkes dönmüş eski yaşantısına.. ama, kafalar karışık, gönüller eski değil, beden eskiye dönse ne yazar?

gitmiş gelmiş oğlan bir nişanlı bir genç kız arasında.. belli etmek istememiş ya, ne fayda! akıl alınmış eş dosttan, bir çare bulamamış oğlan. herkes ağız birliği edercesine diyormuş ki: " biz senin yanındayız, kararına saygı duyarız, kimle mutluysan onu seç, ha ama pişman olma!" zaten oğlanın tıkandığı nokta da buymuş, pişman olmak...

zaman geçmiş, nişanlı kız huysuzlanmış, anlamış bir şeylerin ters gittiğini.. oğlan bir anda karar vermiş, yok demil böyle olmaz, yol yakınken ayıralım bu hayatları, böyle daha mutlu olurum belki...

kız olgun, ses etmemiş ve sessizce çekip gitmiş oğlanın evinden de, gönlünden de, yaşamından da...

oğlan mutlu mudur bilinmez ama, korkuyor insan aynından başıma gelir mi diye...

over and over

kendini boşlukta hissetmek...
bir şeyler yapmam lazım diyerek harekete geçmek...
bu doğrultuda planlar yapmak
ve ama bu planlardan kimseye bahsetmek istememek!

neden ki? neden yani, niçin istemiyorum planlarımdan söz etmek? bir sebep bulamasam da, anlattığım zaman büyüsü bozulacak, hiç planladıım şekilde gitmicek gibi hissediorum. bazen anlatmak için deli oluorm, paylaşmak istiorum, fikir almak.. ama yok, susuorm, susturuorm kendimi.. "şşş dur bakalm" diorum kendime, "daha erken.. hele bi belli olsun da gerçekleşip gerçekleşmeyecei..."
istiorum ki her şey planladıım gibi gitsin ve sonunda amacıma ulaştıımda bunu herkese söyleim, sürpriz yapiim eşime dostuma... neden, çünkü olmama ihtimali var di mi?? doğru ya, ne zaman unuttum koca bir "kaybetme korkum" olduunu? üstüne de hırs küpü olduumu...

neyse... bir laf vardır:
"sen plan yaparsın, tanrı sana güler..."

Pazar, Ağustos 30

inglorious bastards

hala izlemediniz mi???
bence daha da geç olmadan izlemelisiniz...




yuva yıktıran erkek modeli vol.3

jonny lee miller - namı dier: "sick boy"



Salı, Temmuz 28

giftir

şaşırmak ve böylece kalakalmak, söz bulamamak, çok sevinmek:


Pazartesi, Temmuz 27

freedom is only say goodbye

her sene yaz mevsimi gelir ve bu bünye çekip gitmek, tatil yapmak, yüzmek, güneşlenmek, eğlenmek ister... aslında bu bünye, yaz mevsimi gelmese de, yüzemese de, illa bi çekip gitmek ister.
"sana gezme olsun!" denilen insanlardanım ben, evde durmayı bi türlü sevemeyen.. hal böle ama, ne zaman da bir gitme vakti gelse içime bir sıkıntı düşer. hele bu gidilecek yer, sevdiklerini ardında bırakmayı gerektiriyorsa daha beter bi sıkılır yürek, hüzünlenir durduk yerde... telaşlanır, paranoyaklaşır.
işte yine öyle bir andayım. bgn tatile gitmek için biletimin rezervasyonunu yaptırdıımda, hissettiğim şey tam da buydu. heyecan, hüzün ve endişe birarada...
gitmeleri sevsem de, ayrılıkları sevemiyorum bi türlü.. o ayrılık anlarını atlatamıyorum.

Salı, Temmuz 21

yok artık!!

yalakalıkta sınır tanımayan hürriyet.com, yine bir yalakalık örneği sergilemiş. Yaşayan en seksi 50 Türk kadın ve erkeğini seçmiş.
Jüride kimler yok ki:

..........İŞTE BÜYÜK JÜRİ...............
Nihat ODABAŞI Fotoğrafçı
Abdullah OĞUZ Yönetmen
Kerem ÇATAY Yapımcı
Cengiz ABAZOĞLU Modacı
Ahmet HAKAN Gazeteci
Atilla OYMAK Plastik cerrah
Erdem KIRIM Gazeteci
Erdil YAŞAROĞLU Karikatürist
Cengiz SEMERCİOĞLU Gazeteci
Ümit KARAN Sporcu
Müjde AR Sanatçı
Hülya Avşar Sanatçı
Dilara KOÇAK Diyetisyen
Fem GÜÇLÜTÜRK İletişim Danışmanı
Gaye SÖKMEN Ajans sahibi
Ayşe ARMAN Gazeteci
Bennu GEREDE Fotoğrafçı
Dilek HANİF Modacı
Işın GÖRMÜŞ Elle dergisi yönetmeni
Ayça ŞEN Radyocu

Neyse işte, bu jüri kalkmış bu "en" seksi listesinin 28. sırasına TAYYİP ERDOĞAN'ı koymuş............
yooook artıııık!! diyebiliorum sadece...
ibrahim kutluay, burak özçivit, teoman, ilhan mansız fln da kimmiş ünlü davos fatihi başbakan tayyip erdoğanın yanında!!
listede ilerlerken bir şok daha yaşadım ki, o da listeye saadettin saran'ı sollayarak 46. sıradan ( neyse ki..) giren ertuğrul özkök!!

inan(a)mayanlar için link: http://www.hurriyet.com.tr/pazar/12101078.asp?gid=229


!!BİRBİRİNDEN SEKSİ FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYIN!!









Gerekli açıklama: Hürriyet Gazeteciliği

Pazartesi, Haziran 22

yuva yıktıran erkek modeli vol.2

joaquin phoenix

ilahi tom ford, sen adamı öldürürsün!

- Sevgili Tom Ford, nereden geliyor bu ilham?
- Çogu erkek modacı içindeki kadını cizerken, ben ilhamımı bacaklarmın arasından alıyorum.
- Peki.





lenny kravitz - again



sizce de seksi bir şarkı diil mi??

istiyorum.

bungee jumping yapmak istiyorum.

sol tarafıma her bakışımda, onun bana bakan gözlerini görmek istiyorum.

yemyeşil çimenlerin arasında deli gibi koşmak istiyorum.

afrika'ya gidip safari yapmak istiyorum.

eski mısır hakkında ahkam kesmek istiyorum.

yarınki ve tüm hafta boyunca sürecek olan sınavlarımdan çok iyi puan almak istiyorum.

sarhoş olup dans etmek istiyorum.

paraşütle uçmak istiyorum.

nasa'ya gidip, yerçekimsiz alanda durabilmeyi denemek istiyorum.

her gün spor yapabilmek istiyorum. hatta spor yapmak istiyorum.

büyük, boydan boya camlı ve manzaralı bir evde yaşamak istiyorum.

deli gibi yemek yemek ama hiç kilo almamak istiyorum.

massive attack konserine gitmek istiyorum.

bir kedim olsun istiyorum.

saçlarımı kısacık kestirip, kızıla boyatmak istiyorum. platin sarı da olur.

babamı ikna edebilmek istiyorum.

maldivlerde güneşlenmek istiyorum.

frida kahlo gibi resim yapabilmek istiyorum.

anne ve babama aslında onları çok sevdiğimi söyleyebilmek istiyorum.

açık turuncu bir elbise içinde, rüzgara karşı yürümek istiyorum.

chrysler arabam olsun istiyorum.

arkeolojik kazı yapmak istiyorum.

ve ama sinirlenmek istemiyorum.

yuva yıktıran erkek modeli vol.1

gael garcia bernal



bi he desen...

tattoo

Pavel Angel die bi herif var. Kendisi dövme ustasından öte, apayrı bir sanatçı benim için... Normalde ortalıklarda görünmeyip sadece para sıkıntısı çektiği zamanlar ortaya çıkan ve kendisine dövme yaptırmak isteyenlerden, sadece kendi istediklerine dövme yapan bir adam. Ama ne dövmeler... Elinde kalem, kağıda bile çizmekte-resmetmekte zorlanacağın figürleri, adam vücudunun bilimum yerlerine, bir sanat eseri havasında yapıyor. Bana da bunları görüp,
"Ben de dövme yaptırmak istiyooruuum" demek düşüyor...
işte o dövmelerden birkaçı:

Pazar, Haziran 21

shut up!

Pek muhterem, ilişki bilirşeysi Hülya Avşar Hanımefendi laf etmiş: "Erkek arada başka bir kadınla zevklensin. Kadınlara söylüyorum, bırakın arada bir kaçamak yapsınlar. Ama siz duymadan, sizi rencide etmeden. Kadınlara da başka erkekleri düşünmelerini öneriyorum. 'Git başka bir erkekle beraber ol' anlamında değil. Arkadaşlarınla bir erkek hakkında konuş, o erkeği hayal et. Bunu icraata dökme... Çünkü ailen var, çevren var. Bence kadın bunu yapmamalı ama içinden bu heyecanı yaşamalı ve kocasını da hafif tedirgin edebilmeli."

Sanıyorum ki gündemden düşen Hülya Avşar, gündeme tekrar gelebilmek için böyle bir yolu tercih edip, pek zeki(!) laflar etmiş. Hani böyle kendine göre orjinal, dierlerine göre saçma bi kaç laf edip de adı "akıllı, zeki kadın" a çıktı ya, işte onun gazına gelip yine zırvalamış bişiler.. Fazla kasma Hülya Abla demek istiyorum kendisine.

Sayesinde literatürüme yeni bir kavram eklendi: "karısını rencide etmeden aldatan erkek" Nasıl oluyor gerçekten merak ediyorum. Bir de biz duymadan yapsınlar istiyor ama bizden de bırakın kaçamak yapsınlar, üstüne varmayın diyor. Bu da nasıl oluyor merak ediyorum. Yani zaten adamı kaçamak yapsın diye serbest bırakan benim, ne halt edeceğini gayet ii biliorum ama aynı zamanda duymuyorum...

Dikkatimi bir şey daha çekti ki, erkeklere başka kadınlarla 'zevklenmeyi' önerirken, biz kadınlara başka erkekleri 'düşünmemizi' öneriyor. Çünkü kadın yapmamalıymış, içten içe o heyecanı yaşamalıymış sonra da içinde kalsınmış! Allah'ım çıldırmamak elde diil... Yani şu dedikleri, 'erkek yapar, izi kalmaz, çapkınlık olur; kadın yapar, izi kalır, orospuluk olur' mantığı diildir de nedir?

Bu sarfedilen cümleler için sayfalarca yazı yazılabilir ama her şey ortada zaten, pek gerek duymuyorum konuyu daha da uzatmaya. Ancak kendisine Kaya Çilingiroğlu-Feraye Tanyolaç vakasının hatırlatılması gerektiğine inanıp, azını kapamasını öneriyorum.

Pazartesi, Mayıs 25

dead can dance!

http://www.albinoblacksheep.com/flash/jah

içimdeki boşluk

Yatağına uzanmış, uykusunun gelip koynuna girmesini bekliyordu. Bu sırada gözleri anlamsızca uzağa dikildi. Kafasının içi bomboştu! İçinde çok fazla düşünce olduğundan mı yoksa yorgunluktan mı böyle düşüncesizdi bilmiyordu. Ama şu sıralar bunu çok fazla yaşıyordu, dalgındı...
Derken kendini rüya benzeri bir düşüncenin içinde buluverdi. Uyumuyordu, bundan emindi! Ama bilinci çoktan kendi hayal dünyasını yaratmıştı. Uyumayan sadece bedeniydi.
Gözleri açıktı ama baktığı yerde değildi. Ayrı bir dünyaya girmişti, düşüncenin içine.. Duvarlar vardı etrafında, siyahtı. Başta sadece karanlığa baktığını zannetti. Siyah duvarlardan gözlerini ayırıp yere baktığında ise, üzerinde durduğu zeminin beyaz olduğunu gördü. Bu zıtlığa bir anlam veremiyordu. Yere eğilip daha yakından baktığında ise, o beyaz tabanın üzerinde yazılar olduğunu gördü. Üzeri yazılı bir kağıdı andırıyordu bastığı yerler.
Yürümeye başladı.. Her adımda yeni harfler, cümleler oluşuyor ve bunlar da yeni sayfaları oluşturup ona zemin yaratıyordu. Sanki düşünmese,o boş kağıtların üzeri kelimelerle kaplanamayacak ve ilerleyemeyecek gibiydi. Adımının ilerisi boşluktu ve gerisi sanki bir hikaye anlatıyor gibi kelimelerle doluydu...
Bir an kafasını yerden kaldırıp ileriye baktı. Ve tam da o sırada, bir kelimenin kendisinden kaçtığını gördü. Kapılar vardı o siyah duvarların arasında. Zihnindeydi bu kapılar. Biri açılıp biri kapanıyordu, o kendisinden kaçan kelime hareket ettikçe. Ama buna bir anlam verememişti. Kelime neden kaçıyordu ki? Yoksa bir şeyler mi anlatmaya çalışıyordu? Ya da onu bir yerlere mi götürecekti? Öyleyse kelimeyi takip etmeliydi... Ne olursa olsun, o kelimeyi kovalayacaktı! Gözlerini kelimeye dikti. Kelime ilerledikçe, o da onu takip ediyor, her bir adımda oluşan yeni kelimelerle sayfalar oluşuyor ve ilerlemesini sağlayan yollar meydana geliyordu.
Ve bir anda durdu. Çünkü kelime de durmuş, tam karşısında dikiliyordu. Yol bitmişti, buraya kadardı. Kelimeye iyice yaklaştı, sadece ona odaklandı. Ama okuyamadı, anlamadı.. Yere baktı daha sonra ve fark etti ki kağıdın tam ortasında kocaman bir boşluk vardı. O karaltının içinde kendisini o denli belli ediyordu ki, sanki bir ışık gibiydi. Sonradan anladı ki, o boşluk dolmadğından sayfa tamamlanamıyor ve yeni yol oluşmuyordu. Bu yüzden yolun sonuna gelmişti... Düşündü ki, kendisinden kaçan o kelimenin ait olduğu yer, bu boşluk olmalıydı. Ve kelime yerine yerleşebilirse ancak, boşluğu tamamlayacak ve yoluna devam edebilecekti...
Düşünceleri doğrultusunda gözlerini tekrar kaldırıp kelimeye baktı. Ve baktığı yerde bir kelime görmeyi beklediği halde, ona bakan bir çift göz ile karşılaştı. O kadar gerçekti ki, aynaya bakıyor gibiydi... Ne yapacağını şaşırmış öylece bakarken, gözlerin kendisine yaklaştığını fark etti. Aralarındaki mesafe kısaldıkça, gözlerin bir bedene büründüğünü gördü. Kelime daha da yaklaştı ve bir anda sarıldı. Böyle bir sıcaklığı daha önce hissetmemişti, gerçekti resmen! Güvendeydi, huzurluydu, sevgi doluydu, içindeydi, kendindeydi, zihnindeydi... Yere eğilip boşluğa baktı. Etraf yavaş yavaş aydınlandıkça, boşluk da harf harf doldu: B-E-N

Cuma, Mayıs 22

eurovision 09

Biliyorum çok sıktı ama, değinmeden edemeyeceğim bu eurovision mevzuuna...
Öncelikle tebrik edelim Alexander Rybak arkadaşımızı. Yarışma sırasında milliyetçilik damarımın tutmasından mıdır nedir, pek bi dikkatimi çekmemişti "fairytale". Hatta sayısızca aldığı 12 puanları gördükçe, "Neymiş arkadaş bu Norveç!" diyerek kızıyordum. Ama sonradan daha objektif bi kulakla dinledim ki, evet kabul güzel bir parçaymış... Ha ama hala keşke Hadise olsaydı birinci de sevinseydik diyorum, o ayrı.
Da benim konum ayrı... O gün dinlerken tüylerimi diken diken eden bir parça vardı ki, o da Rusya'nın parçası " Mamo" idi. Garip olan, şarkının tek bir kelimesini bile anlamazken ( mamo hariç tabi, anladım onun anne olduunu ) o denli etkilenebilmemdi. İçimden "anlayabilsem kesin çok hüzünlü bir şarkıdır.." dedim böyle, hatta anlamadığım halde hüzünlendim. Tabi bu konuda en etkili olan şey, çok sade ama bir o kadar da etkileyici olan sahne şovuydu.
Şarkıyı seslendiren Anastasia Prihodko ablamız diyeceğim ama, an itibariyle öğrenmiş bulunmaktayım ki, 1987 doğumluymuş kendisi... oha abi aynı yaştayız ve bir bana bir de hatuna bak!
Her neyse, sahne şovunda arka ekranlarda sadece yüzü gösterilmekte ve şarkı ilerledikçe yaşlanıp gitgide annesine dönüşmekteydi. Ki bence bu Eurovision tarihinde çok orjinal bir performanstı.. Netice olarak şarkı da, şarkıyı söyleyen de, sahnesi de beni çok etkiledi. İlk kez bir Eurovision şarkısı mp3'ümde yer aldı.
Şarkının "Mamo" kısmı Ukraynaca, "Mama" olan son kısmı ise Rusça olup, bu dillerden anlayan yardımsever bir arkadaşım lütfen bana sözlerini ve Türkçe anlamını söylesin!! Aslında sözlerini buldum ama şöyle bir şeyler çıktı karşıma: Вийшов із тіні мрій, заклятий ворог мій
Linki de:http://www.youtube.com/watch?v=c0Z4-lG3SCk
Youtube'a giremeyenler için:http://tr.truveo.com/final-de-eurovisi%C3%B3n-2009-rusia-mamo/id/733929905
Buarada İceland kızı neydi öyle...

yoksa!...

şimdi ben bu blog olayına karar verirken hep kararlı olurum tamam mı.. (aklıma bir an south park daki her cümlenin sonunda "okeeeyy" diyen kıl herif geldi, ama bunun konumuzla hiç alakası yok) neyse, bu sefer özellkle kendime çok güveniyordum, çünkü anlatacak çok şey vardı bence ama yine ihmal ettim, yine bi sefer yazıp elimi eteğimi çektim blogumdan ve çok kızdım bu sefer kendime! hayır, maymun iştahlı biri fln da diilim ama anlamlandıramadığım bir şekilde her seferinde aynı ihmalkarlık başgösterio. ama tamam buradan söz veriyorum kendime, daha sadık olacağım bloguma...
da aklımda bi teori var bu konuyla alakalı... sanırım anlatacak çok şey olmasına karşın bunu anlatmak ya da anlaşılmak konusunda kararsızım. anlatma kısmı biraz da üşengeçlikten kaynaklanıyor ama anlaşılmak konusunda hakkaten kararsızım. yani saçmasapan gizemli insan triplerine bürünmek istemiyorum ama bazı şeyler oluyor ki, bunlar bana kalsın, kimsenin bilmesine gerek yok diyorum. bunun gizemli olma çabası ile alakası yok aslında, sadece kendi iç dünyamı sergilemekten çekiniyorum, hatta korkuyorum! nedenini sorarsanız ben de bilmiyorum.. ha ama buna karşın da içimde inanılmaz bir istek var yazı yazma konusunda.
neyse işte, dengesiz istekler içerisindeyim ama uzun lafın kısası, uzunca bir aradan sonra, tekrar böyle uzuun bir ara vermemek dileği ile yine buralarda olmak istiyorum diyorum.

Pazar, Nisan 19

ben ve o şarkı

geçen haftalarda sevdiceğimle dedik, hadi bir değişiklik yapalım.. böyle dünya mutfaklarından hiç yemediğimiz bir yemek yiyelim, lüks de bir yer olsun.. (bu bizim için bi değişiklik evet, çünkü normal zamanlarda, normal paralar karşılığında, normal yemekler yeriz.) nese bulduk öle bir yer, menüsü de hoş, hava desen ankara'da bu aylarda alışık olmadık derecede güzel, güneş vuruyor bir yandan bir yandan da hafif bir esinti saçlarımı savuruyor derken, tam o anki hislerime tercüman bir şarkı çaldı kulaklarıma.. çook eskilerden, dinlemeyeli baya olmuş, sözleri desen yarım yamalak akılmda ama bana verdii o huzur hissi hiç değişmemiş... gözlerini kapatmış rüzgarın savurduğu eteği ve uzun saçları ile dans eden ve dans ettikçe etrafa mandalina kokusu yayan bir kız gibi bu şarkı..

velhasıl, hemen eve gidince indirmeliyim bu şarkıyı diye düşündüm. akşam eve döndüğümde ise acı gerçek, şarkı tamamen silinmiş akılmdan! melodisi yok, sözler yok.. yine sadece hatrıladığım şarkının bana verdiği o mutlu his. bir de "fallin' in love" kelimesini hatırlıyorum sadece.. neyse dedim hatırlarım elbet, yine çalar bi yerde.. ama bugüne kadar düşündüm, hafızamı zorladım, müzikler arasında dolandım, bulamadım.

derken, tam da bugün mtv açılmış tvde, çalıo güzel bişiler. tekrar aklıma geldi şarkı, sanırım daha uzun bir müddet bulamayacağım ben bu şarkıyı diye içimden geçirirken o tanıdık melodi çalmasın mı yine kulaklarıma!! bir mutluluk sardı yine etrafımı ve bu sefer aptallık etmedim anında indirdim şarkıyı, dinliyorum bilmemkaçıncı defa... sizinle de paylaşmak istedim.

chris isaac - wicked game
http://vids.myspace.com/index.cfm?fuseaction=vids.individual&videoID=1779007610

evlilik mevzuu

yaş 21. "bitirilen yaş mı söylenir girilen yaş mı" tartışmasında, bitirilen yaş söylenir tarafındanım. ve küçüğüm daha çok küçüğüm... ama gelin görün ki, çevremdeki hemen her kızın ya sol ya da sağ el yüzük parmaında bir yüzük mevcut. yani ii mi kötü mü bu durum pek anlam veremesem de... demiycem, an itibariyle karar verdim ki, bu durum kötü efenim! yani benim çevremdeki insanlar da benim yaşlarımda.. (bahsi geçenler arkadaşlarımdır. anne-baba gibi bireyler akla gelmemelidir.) demem o ki, daha gençliinin baharında insanlarız. ama çoktan yetişkinler dünyasına adım atmışız. tamam iş konusunda bir diyeceim yok, erken yaşta işe atılmak brz da zaruret meselesidir de erken yaşta evlenmek de neyin nesidir?

daha az bir zaman önce duydum ki, lise arkadaşımın iki çocuğu olmuş, büyüğü 3 yaşında.. ondan önce duydum ki çocukluk arkadaşım evlenmiş ve bir de nurtopu gibi bir oğlu olmuş.. daha geçen yaz çocukluk arkadaşımın düğününe gittim.. sırada bekleyen düğünler de cabası..

ha bir de bu durumun kardeşi var ki, o da nişanlılık. kendi aralarında oluyor, aile arasında oluyor değişik çeşitleri mevcut bu nişanlılıın. ve bir okadar da yaygın sanırım ki, evli yoksa çevremde kesin nişanlı var.. hem de kadın erkek demeden.

e hal böyle olunca ben de bir garip hissediyorum kendimi. lan diyorum, ne işim var böyle yetişkin insanların içinde? yoksa diyorum, ben mi aptalım bi? nese ki memnunum hayatımdan.. evlenmek elbette her kız gibi benim de büyük bir hayalim fln ama acelem yok pek. uzun lafın kısası, onlara mutluluklar diliyorum.. ben de daha fazla "acelesi yok" ahkamı kesmeyim. Evde kalcam o olcak!

sen kadınsan ben neyim top 10

1. Jessica Biel


2. Shannyn Sossamon
3. Liv Tyler
4. Eva Mendes
5. Gemma Arterton

6. Gisele Bundchen


7. Agyness Deyn



8. Eva Green

9. Natalia Vodianova


10. Olga Kurylenko

can sıkıntılı pazar!

tamam kabul, sabah geç kalkma, magazin programı eşliğinde uzunca ve güzelce bir kahvaltı etme, işe gitmeme gibi artıları olsa da pazar gününün, ben sevemiyorum bu pazar gününü arkadaş! hayır engelleyemediğim bir can sıkıntısı baş gösteriyor da ondan. cuma ve cumartesi geceleri ile değişen uyku düzeninden midir artık nedir bilemiyorum ama, süper eğlenceli bir iş yapsam bile o günün pazar oluşu içten içe beni sıkıyor..

küçüklüğümden beri pazar günlerini evde geçirmemden kaynaklanan bir durum bence bu. çünkü pazar günü, "aile günü" dür bizde, zımnen kabul edilmiş olsa da.. çünkü babamız sadece pazar günleri evdedir - işe gitmiyordur, oyüzden de bari pazar günleri birarada olmak gerekiyordur. eyvallah da, birarada bişiler yapılmayıp sadece "birarada olununca" sıkılmamak elde değil.. ha bir de ertesi günün iş günü (eskiden okul günü) olması da ayrı can sıkıcı bir hadise.. duşa girme ve "yarın ne giysem acaba??" sorunsalını geçtim, kendini pskolojik olarak hazır hissetme durumu var ki bu daha sancılı..

sanırım bundan kaynaklı ki, normal bir zamanda can ata ata yapacağım bir işi, eğer o gün günlerden pazar ise hiç yapasım gelmiyor. yapacak çok iş var, belki gezilecek - ziyaret edilecek yerler bile var ama ben pazar günü "sıkılmayı" tercih ediyorum.
neyse, belki bu sefer kaldırabilirim kıçımı da, aklımdaki işleri hallederim..
ben, sadece pazar günleri dünyanın en üşengeç insanı olan zeenep!

another life

sadık bir blog okuru olaraktan dedim ki, neden benim de bir blogum yok?? aslına bakarsanz var.. hem de 2 tane! ama gelin görün ki hangi sitede onu bile hatırlamıorum.. sanırım bir tek kendi bloguma sadık kalamıyorum.. ama bu sefer kararlıyım!? neseee işte... hoşgeldim ben!