Pazartesi, Mayıs 25

dead can dance!

http://www.albinoblacksheep.com/flash/jah

içimdeki boşluk

Yatağına uzanmış, uykusunun gelip koynuna girmesini bekliyordu. Bu sırada gözleri anlamsızca uzağa dikildi. Kafasının içi bomboştu! İçinde çok fazla düşünce olduğundan mı yoksa yorgunluktan mı böyle düşüncesizdi bilmiyordu. Ama şu sıralar bunu çok fazla yaşıyordu, dalgındı...
Derken kendini rüya benzeri bir düşüncenin içinde buluverdi. Uyumuyordu, bundan emindi! Ama bilinci çoktan kendi hayal dünyasını yaratmıştı. Uyumayan sadece bedeniydi.
Gözleri açıktı ama baktığı yerde değildi. Ayrı bir dünyaya girmişti, düşüncenin içine.. Duvarlar vardı etrafında, siyahtı. Başta sadece karanlığa baktığını zannetti. Siyah duvarlardan gözlerini ayırıp yere baktığında ise, üzerinde durduğu zeminin beyaz olduğunu gördü. Bu zıtlığa bir anlam veremiyordu. Yere eğilip daha yakından baktığında ise, o beyaz tabanın üzerinde yazılar olduğunu gördü. Üzeri yazılı bir kağıdı andırıyordu bastığı yerler.
Yürümeye başladı.. Her adımda yeni harfler, cümleler oluşuyor ve bunlar da yeni sayfaları oluşturup ona zemin yaratıyordu. Sanki düşünmese,o boş kağıtların üzeri kelimelerle kaplanamayacak ve ilerleyemeyecek gibiydi. Adımının ilerisi boşluktu ve gerisi sanki bir hikaye anlatıyor gibi kelimelerle doluydu...
Bir an kafasını yerden kaldırıp ileriye baktı. Ve tam da o sırada, bir kelimenin kendisinden kaçtığını gördü. Kapılar vardı o siyah duvarların arasında. Zihnindeydi bu kapılar. Biri açılıp biri kapanıyordu, o kendisinden kaçan kelime hareket ettikçe. Ama buna bir anlam verememişti. Kelime neden kaçıyordu ki? Yoksa bir şeyler mi anlatmaya çalışıyordu? Ya da onu bir yerlere mi götürecekti? Öyleyse kelimeyi takip etmeliydi... Ne olursa olsun, o kelimeyi kovalayacaktı! Gözlerini kelimeye dikti. Kelime ilerledikçe, o da onu takip ediyor, her bir adımda oluşan yeni kelimelerle sayfalar oluşuyor ve ilerlemesini sağlayan yollar meydana geliyordu.
Ve bir anda durdu. Çünkü kelime de durmuş, tam karşısında dikiliyordu. Yol bitmişti, buraya kadardı. Kelimeye iyice yaklaştı, sadece ona odaklandı. Ama okuyamadı, anlamadı.. Yere baktı daha sonra ve fark etti ki kağıdın tam ortasında kocaman bir boşluk vardı. O karaltının içinde kendisini o denli belli ediyordu ki, sanki bir ışık gibiydi. Sonradan anladı ki, o boşluk dolmadğından sayfa tamamlanamıyor ve yeni yol oluşmuyordu. Bu yüzden yolun sonuna gelmişti... Düşündü ki, kendisinden kaçan o kelimenin ait olduğu yer, bu boşluk olmalıydı. Ve kelime yerine yerleşebilirse ancak, boşluğu tamamlayacak ve yoluna devam edebilecekti...
Düşünceleri doğrultusunda gözlerini tekrar kaldırıp kelimeye baktı. Ve baktığı yerde bir kelime görmeyi beklediği halde, ona bakan bir çift göz ile karşılaştı. O kadar gerçekti ki, aynaya bakıyor gibiydi... Ne yapacağını şaşırmış öylece bakarken, gözlerin kendisine yaklaştığını fark etti. Aralarındaki mesafe kısaldıkça, gözlerin bir bedene büründüğünü gördü. Kelime daha da yaklaştı ve bir anda sarıldı. Böyle bir sıcaklığı daha önce hissetmemişti, gerçekti resmen! Güvendeydi, huzurluydu, sevgi doluydu, içindeydi, kendindeydi, zihnindeydi... Yere eğilip boşluğa baktı. Etraf yavaş yavaş aydınlandıkça, boşluk da harf harf doldu: B-E-N

Cuma, Mayıs 22

eurovision 09

Biliyorum çok sıktı ama, değinmeden edemeyeceğim bu eurovision mevzuuna...
Öncelikle tebrik edelim Alexander Rybak arkadaşımızı. Yarışma sırasında milliyetçilik damarımın tutmasından mıdır nedir, pek bi dikkatimi çekmemişti "fairytale". Hatta sayısızca aldığı 12 puanları gördükçe, "Neymiş arkadaş bu Norveç!" diyerek kızıyordum. Ama sonradan daha objektif bi kulakla dinledim ki, evet kabul güzel bir parçaymış... Ha ama hala keşke Hadise olsaydı birinci de sevinseydik diyorum, o ayrı.
Da benim konum ayrı... O gün dinlerken tüylerimi diken diken eden bir parça vardı ki, o da Rusya'nın parçası " Mamo" idi. Garip olan, şarkının tek bir kelimesini bile anlamazken ( mamo hariç tabi, anladım onun anne olduunu ) o denli etkilenebilmemdi. İçimden "anlayabilsem kesin çok hüzünlü bir şarkıdır.." dedim böyle, hatta anlamadığım halde hüzünlendim. Tabi bu konuda en etkili olan şey, çok sade ama bir o kadar da etkileyici olan sahne şovuydu.
Şarkıyı seslendiren Anastasia Prihodko ablamız diyeceğim ama, an itibariyle öğrenmiş bulunmaktayım ki, 1987 doğumluymuş kendisi... oha abi aynı yaştayız ve bir bana bir de hatuna bak!
Her neyse, sahne şovunda arka ekranlarda sadece yüzü gösterilmekte ve şarkı ilerledikçe yaşlanıp gitgide annesine dönüşmekteydi. Ki bence bu Eurovision tarihinde çok orjinal bir performanstı.. Netice olarak şarkı da, şarkıyı söyleyen de, sahnesi de beni çok etkiledi. İlk kez bir Eurovision şarkısı mp3'ümde yer aldı.
Şarkının "Mamo" kısmı Ukraynaca, "Mama" olan son kısmı ise Rusça olup, bu dillerden anlayan yardımsever bir arkadaşım lütfen bana sözlerini ve Türkçe anlamını söylesin!! Aslında sözlerini buldum ama şöyle bir şeyler çıktı karşıma: Вийшов із тіні мрій, заклятий ворог мій
Linki de:http://www.youtube.com/watch?v=c0Z4-lG3SCk
Youtube'a giremeyenler için:http://tr.truveo.com/final-de-eurovisi%C3%B3n-2009-rusia-mamo/id/733929905
Buarada İceland kızı neydi öyle...

yoksa!...

şimdi ben bu blog olayına karar verirken hep kararlı olurum tamam mı.. (aklıma bir an south park daki her cümlenin sonunda "okeeeyy" diyen kıl herif geldi, ama bunun konumuzla hiç alakası yok) neyse, bu sefer özellkle kendime çok güveniyordum, çünkü anlatacak çok şey vardı bence ama yine ihmal ettim, yine bi sefer yazıp elimi eteğimi çektim blogumdan ve çok kızdım bu sefer kendime! hayır, maymun iştahlı biri fln da diilim ama anlamlandıramadığım bir şekilde her seferinde aynı ihmalkarlık başgösterio. ama tamam buradan söz veriyorum kendime, daha sadık olacağım bloguma...
da aklımda bi teori var bu konuyla alakalı... sanırım anlatacak çok şey olmasına karşın bunu anlatmak ya da anlaşılmak konusunda kararsızım. anlatma kısmı biraz da üşengeçlikten kaynaklanıyor ama anlaşılmak konusunda hakkaten kararsızım. yani saçmasapan gizemli insan triplerine bürünmek istemiyorum ama bazı şeyler oluyor ki, bunlar bana kalsın, kimsenin bilmesine gerek yok diyorum. bunun gizemli olma çabası ile alakası yok aslında, sadece kendi iç dünyamı sergilemekten çekiniyorum, hatta korkuyorum! nedenini sorarsanız ben de bilmiyorum.. ha ama buna karşın da içimde inanılmaz bir istek var yazı yazma konusunda.
neyse işte, dengesiz istekler içerisindeyim ama uzun lafın kısası, uzunca bir aradan sonra, tekrar böyle uzuun bir ara vermemek dileği ile yine buralarda olmak istiyorum diyorum.