Pazar, Nisan 19

ben ve o şarkı

geçen haftalarda sevdiceğimle dedik, hadi bir değişiklik yapalım.. böyle dünya mutfaklarından hiç yemediğimiz bir yemek yiyelim, lüks de bir yer olsun.. (bu bizim için bi değişiklik evet, çünkü normal zamanlarda, normal paralar karşılığında, normal yemekler yeriz.) nese bulduk öle bir yer, menüsü de hoş, hava desen ankara'da bu aylarda alışık olmadık derecede güzel, güneş vuruyor bir yandan bir yandan da hafif bir esinti saçlarımı savuruyor derken, tam o anki hislerime tercüman bir şarkı çaldı kulaklarıma.. çook eskilerden, dinlemeyeli baya olmuş, sözleri desen yarım yamalak akılmda ama bana verdii o huzur hissi hiç değişmemiş... gözlerini kapatmış rüzgarın savurduğu eteği ve uzun saçları ile dans eden ve dans ettikçe etrafa mandalina kokusu yayan bir kız gibi bu şarkı..

velhasıl, hemen eve gidince indirmeliyim bu şarkıyı diye düşündüm. akşam eve döndüğümde ise acı gerçek, şarkı tamamen silinmiş akılmdan! melodisi yok, sözler yok.. yine sadece hatrıladığım şarkının bana verdiği o mutlu his. bir de "fallin' in love" kelimesini hatırlıyorum sadece.. neyse dedim hatırlarım elbet, yine çalar bi yerde.. ama bugüne kadar düşündüm, hafızamı zorladım, müzikler arasında dolandım, bulamadım.

derken, tam da bugün mtv açılmış tvde, çalıo güzel bişiler. tekrar aklıma geldi şarkı, sanırım daha uzun bir müddet bulamayacağım ben bu şarkıyı diye içimden geçirirken o tanıdık melodi çalmasın mı yine kulaklarıma!! bir mutluluk sardı yine etrafımı ve bu sefer aptallık etmedim anında indirdim şarkıyı, dinliyorum bilmemkaçıncı defa... sizinle de paylaşmak istedim.

chris isaac - wicked game
http://vids.myspace.com/index.cfm?fuseaction=vids.individual&videoID=1779007610

evlilik mevzuu

yaş 21. "bitirilen yaş mı söylenir girilen yaş mı" tartışmasında, bitirilen yaş söylenir tarafındanım. ve küçüğüm daha çok küçüğüm... ama gelin görün ki, çevremdeki hemen her kızın ya sol ya da sağ el yüzük parmaında bir yüzük mevcut. yani ii mi kötü mü bu durum pek anlam veremesem de... demiycem, an itibariyle karar verdim ki, bu durum kötü efenim! yani benim çevremdeki insanlar da benim yaşlarımda.. (bahsi geçenler arkadaşlarımdır. anne-baba gibi bireyler akla gelmemelidir.) demem o ki, daha gençliinin baharında insanlarız. ama çoktan yetişkinler dünyasına adım atmışız. tamam iş konusunda bir diyeceim yok, erken yaşta işe atılmak brz da zaruret meselesidir de erken yaşta evlenmek de neyin nesidir?

daha az bir zaman önce duydum ki, lise arkadaşımın iki çocuğu olmuş, büyüğü 3 yaşında.. ondan önce duydum ki çocukluk arkadaşım evlenmiş ve bir de nurtopu gibi bir oğlu olmuş.. daha geçen yaz çocukluk arkadaşımın düğününe gittim.. sırada bekleyen düğünler de cabası..

ha bir de bu durumun kardeşi var ki, o da nişanlılık. kendi aralarında oluyor, aile arasında oluyor değişik çeşitleri mevcut bu nişanlılıın. ve bir okadar da yaygın sanırım ki, evli yoksa çevremde kesin nişanlı var.. hem de kadın erkek demeden.

e hal böyle olunca ben de bir garip hissediyorum kendimi. lan diyorum, ne işim var böyle yetişkin insanların içinde? yoksa diyorum, ben mi aptalım bi? nese ki memnunum hayatımdan.. evlenmek elbette her kız gibi benim de büyük bir hayalim fln ama acelem yok pek. uzun lafın kısası, onlara mutluluklar diliyorum.. ben de daha fazla "acelesi yok" ahkamı kesmeyim. Evde kalcam o olcak!

sen kadınsan ben neyim top 10

1. Jessica Biel


2. Shannyn Sossamon
3. Liv Tyler
4. Eva Mendes
5. Gemma Arterton

6. Gisele Bundchen


7. Agyness Deyn



8. Eva Green

9. Natalia Vodianova


10. Olga Kurylenko

can sıkıntılı pazar!

tamam kabul, sabah geç kalkma, magazin programı eşliğinde uzunca ve güzelce bir kahvaltı etme, işe gitmeme gibi artıları olsa da pazar gününün, ben sevemiyorum bu pazar gününü arkadaş! hayır engelleyemediğim bir can sıkıntısı baş gösteriyor da ondan. cuma ve cumartesi geceleri ile değişen uyku düzeninden midir artık nedir bilemiyorum ama, süper eğlenceli bir iş yapsam bile o günün pazar oluşu içten içe beni sıkıyor..

küçüklüğümden beri pazar günlerini evde geçirmemden kaynaklanan bir durum bence bu. çünkü pazar günü, "aile günü" dür bizde, zımnen kabul edilmiş olsa da.. çünkü babamız sadece pazar günleri evdedir - işe gitmiyordur, oyüzden de bari pazar günleri birarada olmak gerekiyordur. eyvallah da, birarada bişiler yapılmayıp sadece "birarada olununca" sıkılmamak elde değil.. ha bir de ertesi günün iş günü (eskiden okul günü) olması da ayrı can sıkıcı bir hadise.. duşa girme ve "yarın ne giysem acaba??" sorunsalını geçtim, kendini pskolojik olarak hazır hissetme durumu var ki bu daha sancılı..

sanırım bundan kaynaklı ki, normal bir zamanda can ata ata yapacağım bir işi, eğer o gün günlerden pazar ise hiç yapasım gelmiyor. yapacak çok iş var, belki gezilecek - ziyaret edilecek yerler bile var ama ben pazar günü "sıkılmayı" tercih ediyorum.
neyse, belki bu sefer kaldırabilirim kıçımı da, aklımdaki işleri hallederim..
ben, sadece pazar günleri dünyanın en üşengeç insanı olan zeenep!

another life

sadık bir blog okuru olaraktan dedim ki, neden benim de bir blogum yok?? aslına bakarsanz var.. hem de 2 tane! ama gelin görün ki hangi sitede onu bile hatırlamıorum.. sanırım bir tek kendi bloguma sadık kalamıyorum.. ama bu sefer kararlıyım!? neseee işte... hoşgeldim ben!